Türk-İslâm kültüründe yer etmiş “usûlsüz vusûl olmaz” düsturu, hakikate giden yolda belirli bir yöntemin, disiplinin ve edebin elzem olduğunu hatırlatır. Bu disiplinin nişânesi olan tarîkatnâmeler ise, tasavvufî eğitimin ve tekke kültürünün yazılı hafızasını oluşturur. Bu çalışma, Bayrâmîliğin Himmetiyye koluna mensup mutasavvıf-şair Himmetzâde Seyyid Ahmed Cezbî Efendi’nin (ö. 1829) Kenzü’l-Esrâr isimli eserini merkeze alarak, dönemin âdâb ve erkân anlayışına ışık tutmaktadır.
Eserde; tarîkatnâme türünün tarihsel gelişimi, muhtevası ve edebî özellikleri teorik bir çerçevede sunulurken, Cezbî Efendi’nin hayatı ve eserleri de detaylandırılmaktadır. Çalışmanın omurgasını oluşturan Kenzü’l-Esrâr, ayet ve hadislerle desteklenmiş manzum yapısıyla; ibadetlerin bâtınî yorumlarından nefsin mertebelerine, rüya tabirlerinden tarîkatlar arası birlik ilkesine kadar geniş bir yelpazeyi içermektedir.
Mevcut nüshaların karşılaştırılmasıyla oluşturulan tenkitli metni de okuyucuya sunan bu kitap, sadece bir metin neşri olmanın ötesine geçmektedir. Eser, 19. yüzyıl İstanbul’unun manevî atmosferini ve tekkelerin eğitim metotlarını günümüze taşıyarak kültürel hafızamızın sürekliliğine katkı sağlamakta; Türk İslâm Edebiyatı ve Tasavvuf Tarihi sahasında dönemin inanç dünyasını ve sosyal dokusunu aydınlatan bir kaynak vazifesi görmektedir.